3. AL-İ İMRAN (İmran ailesi)
Sırrını insanla gösteren El İlah adına,
1. Elif. Lam. Mim.
( Birlik. Âlem. İnsan.)
2. Ezeli ve ebedi olan El İlah’tan başka ilah yoktur.
3. Ey Elçi, sana bu kitabı öncekileri tasdik etmek üzere El İlah indirdi. Tevrat, İncil ve Zebur’u da O indirmişti.
4. Daha önceleri de Furkan’ı indirmişti. Bilinmeli ki El İlah’ın gerçeklerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. El İlah, her suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
5. Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte, hiçbir şey El İlah’a gizli kalmaz.
6. Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren Odur. Ondan başka ilah yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.
7. Sana kitabı indiren Odur ve onun bazı ayetleri olduğu gibi apaçık söylenmiştir. Bazıları ise, maksadın saklandığı mecazi anlatımlardır. Anlayışı yetersiz olanlar, açık ayetleri bir yana bırakır da anlamadıkları mecazi ayetleri din yapmaya çalışırlar. Halbuki onların manasını El İlah bilir. İşin iç yüzünü bilenler ise; Hepsine inandık, hepsi Rabbimizdendir. Onları ancak ilim sahipleri anlayabilir, derler.
(Arapça’da muhkem ve müteşabih olarak bilinen bu ayetlerden muhkemler, doğrudan anlatıldıkları için sağlam, yani sabittirler. Örneğin El İlah’ın varlığı ve birliği, diriliş gününün gerçekliği gibi. Müteşabihlere örnek vermek gerekirse; Örneğin Musa kıssasındaki iki denizin birleştiği yer, Musa’nın asasıyla taşı delip su çıkarışı, kesilmiş ineğin etiyle ölüyü diriltmesi, İsa’nın çamurdan kuşa üflemesi, Nuh’un gemisi gibi ayetler mecazi, yani müteşabihtir. Bu noktada, Son Peygamberin konuyla ilgili bir sözü hatırlanmadan geçilemez. Bir gün eşi Haz. Ayşe’ye şöyle diyordu; Kuran’ın müteşabih ayetlerine takılı kalan insanları gördüğünüz vakit, bilin ki onlar El İlah’ın ayette haber verdiği kimselerdir, onlardan sakının.)
8. Onlar şöyle yakarırlar; Rabbimiz! Bizi doğru yoldan ayırma, bize acı. Senin rahmetin geniş, lütfun boldur.
9. Rabbimiz! Geleceğinde şüphe olmayan o günde insanları toplayacak olan sensin. El İlah asla sözünden dönmez.
10. Bilinmeli ki, inkar edenlerin ne malları ne de evlatları, El İlah’ın huzurunda kendilerine bir fayda sağlamaz. İşte onlar cehennem odunlarıdır.
11. Onların yolu firavunun ve daha öncekilerin tuttuğu yola benzer. Ayetlerimizi yalanladılar, El İlah da onları günahları yüzünden yakalayıverdi. El İlah’ın cezası çok şiddetlidir.
12. Ey Elçi, inkar edenlere de ki; Yakında yenilecek ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yerdir!
13. Bedir’de karşı karşıya gelen şu iki topluluğun hâlinde sizin için büyük bir ibret vardır. Biri El İlah yolunda çarpışan bir gurup, diğeri ise kendilerini iki misli gören inançsız bir gurup. Ama El İlah dilediğine yardım eder. Elbette bunda anlayış sahipleri için büyük bir ibret vardır.
14. Kadınlar, oğullar, yığınla altın gümüş, besili atlar, sağmal hayvanlar ve tarlalarda ekinler insan için çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak en güzel yer, El İlah katındadır.
15. Ey Elçi de ki; Size bundan daha iyisini bildireyim mi? Sakınıp korunanlar için, içinde her şeyin su gibi aktığı ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve dahası El İlah’ın rızası vardır. El İlah kullarını eksiksiz görür.
16. Onlar; Ey Rabbimiz, inandık. Günahlarımızı bağışla, bizi ateşten koru diyen,
17. Sabreden, dosdoğru olan, huzurda boyun büken, hayra harcayan ve gecelerin sabahında El İlah’tan af dileyenlerdir.
18. El İlah kendinden başka ilah olmadığını ilahi adaletiyle kanıtlamış, melekler ve ilim sahipleri de buna şahitlik etmişlerdir. Mutlak güç ve hikmet sahibi El İlah’tan başka ilah yoktur.
( Yaratıcı tek tanrı fikrinin bilinen en eski kaynağı piramitlerin ve firavunların ülkesi antik Mısırdır. Mısırlılar için evrenin yedi temel yasası vardı ve bunlardan ikisi şöyle diyordu; Her etki bir tepki doğurur, Her hareket tersine döner. İlahi adalet, her etkinin bir tepki doğurduğu ve tersine döndüğü bu doğal dengedir. Bu nedenle her insan önce diğer insanlarla, sonra da içinde yaşadığı sonsuz âlem ile kendisi arasındaki münasebetlerde bu dengeyi kurmaya çalışmalıdır. Bana göre çevreci kuruluşlar bu konuda doğru yoldadırlar ve Peygamberin bir sözü de bu tespiti doğrular gibidir; Eğer bir kötülük işlerseniz, hemen ardından bir iyilik yetiştirin.)
19. El İlah katında doğru din İslam’dır. Ne var ki din İslam olduğu halde, kitap ve ilim verilenler aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. El İlah’ın ayetlerini inkar edenler bilmelidir ki, El İlah hesabı çabuk görendir.
20. Eğer seninle tartışırlarsa de ki; Ben, bana uyanlarla birlikte El İlah’a teslim oldum. Sonra da sor onlara; Siz de teslim oldunuz mu? Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca duyurmaktır. El İlah kullarını görmektedir.
21. El İlah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberlerin canına kıyanlar ve insanları haksız yere öldürenler yok mu, onlara acı bir azabı haber ver!
22. İşte bunlar, dünyada da ahirette de yaptıkları boşa giden kimselerdir. O gün hiçbir yardımcıları da yoktur.
23. Tevrat’a inananları görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için El İlah’ın kitabına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bazısı vazgeçip geri dönüyor.
24. Bu dönüşleri, ateş bize sayılı birkaç gün hariç dokunmayacaktır diye inandıkları içindir. Geçmişte uydurulan şeyler, onları dinde yanıltmıştır.
25. Fakat şüphesiz gelecek olan o günde herkesi topladığımız ve hiçbir haksızlık etmeden herkese kazandığını ödediğimiz zaman halleri nice olur?
26. De ki; Mülkün sahibi olan El İlah’ım! Mülkü dilediğine verir ve dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.
27. Geceyi gündüze, gündüzü geceye katarsın. Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine hesapsız verirsin.
28. İnananlar iyileri bırakıp da kötüleri dost edinmesin. Çünkü kim bunu yaparsa, onun El İlah katında değeri yoktur. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden sakınmak için yaptıklarınız başkadır. El İlah sizi kendine karşı sakındırıyor, dönüş El İlah’adır.
29. De ki; İçinizdekileri söyleseniz de, gizleseniz de El İlah bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. El İlah’ın her şeye gücü yeter.
30. İyilik veya kötülük, herkesin yaptıklarını karşısında bulacağı o gün, insan kötülüklerinden kaçıp kurtulmak ister. El İlah sizi sakındırıyor, çünkü kullarına çok şefkatlidir.
31. De ki; El İlah’ı seviyorsanız bana uyun ki, El İlah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü El İlah son derece bağışlayıcıdır.
32. De ki; El İlah’a ve Resulü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, El İlah kendinden yüz çevirenleri sevmez.
33. El İlah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ile İmran’ı ve yolundakileri seçip üstün kıldı.
34. Bunlar birbirine bağlı nesillerdir. El İlah işiten ve bilendir.
35. İmran’ın karısı şöyle demişti; Rabbim! Karnımdakini kul olarak sana adadım, adağımı kabul buyur. Şüphesiz işiten ve bilen sensin.
36. Onu doğurunca, El İlah ne doğurduğunu bildiği halde; Rabbim! Kız erkek gibi değildir ama ben bir kız doğurdum. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu şeytandan korumanı diliyorum, dedi.
37. Rabbi Meryem’i memnuniyetle kabul etti ve onu güzel bir çiçek gibi yetiştirdi. Zekeriyayı onun bakımı ile görevlendirmişti. Zekeriya mâbede her girişinde onun yanında bir yiyecek bulur ve sorardı; Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor? O da; Bu El İlah tarafındandır, El İlah dilediğine hesapsız verir, derdi.
(Ayet saptırılmamalıdır. Meryem mâbette yaşamaktadır ve yiyecekleri getirenler mâbede gelenlerdir. Burada önemli olan, Meryem’in ve hocası Zekeriya’nın bakış açılarıdır. Meryem hakkında bilgi almak için, www.muritkefer.com / Meryem’in duruşması bölümüne bakabilirsiniz.)
38. Orada Zekeriya Rabbine dua etti; Rabbim! Bana hayırlı bir vâris ihsan et. Şüphesiz sen her şeyi işitensin, dedi.
39. Ve mâbedde dua ederken içinden bir ses dedi ki; El İlah sana kendi katındaki bir sözün gerçekliğini gösterecektir. Sana iyilerden bir varis olarak Yahya’yı haber veriyor.
40. Zekeriya; Rabbim! dedi, ihtiyarlık belimi büktü, karım yaşlandı, yorulduk, yetiştirebilir miyiz acaba? Sonra durup düşündü; El İlah dilediğini yapandır.
( Zekeriya’nın söz ettiği vâris kelimesini, dünya malı ve miras duygusundan yola çıkan çoğu müfessir oğul olarak algılar. Böylelikle din dediğimiz gerçeklik anlayışını, ak sakallı ihtiyarlara ve kırışmış nenelere çocuk yaptırarak mucizelere yaslamak isterler. Halbuki peygamberlerin en önemli mirası ilimdir ve ilmin vârisi talibidir. Yahya kelimesi El İlah’ın sıfatlarından Hayy kökünden olup, hayat sahibi, yaşayan anlamındadır ve şüphesiz bu sıfata en çok layık olan da El İlah’a halife olan insanlıktır. Özetle, Zekeriya’daki ilmin vârisi insanlıktır ve Yahya da tıpkı Meryem gibi, halktan birinin mâbede adadığı bir evlatlıktır. Esasen, Meryem suresinin 7. ayetindeki; “Ey Zekeriya! Biz sana bir vâris müjdeleriz ki onun adı Yahya’dır ve bu ismi daha önce hiçbir insan taşımadı” ifadesi ve Enbiya suresinin 90. ayetindeki; “Eşini de buna razı ettik” ifadesi de bunu desteklemektedir. Bu bakış açısını, hemen aşağıdaki 41. ayet de doğrulamaktadır. Mesele çocuk yapmaktan ibaret olsaydı, Zekeriya bunun yolunu sorar mıydı? )
41. Zekeriya; Rabbim bana bunun bir yolunu göster, dedi. El İlah buyurdu ki; Bunun yolu, üç gün halkla konuşmayıp oruç tutmandır. Rabbini çok an, sabah akşam.
( Meryem suresinin 10. ayetinde de tekrar edilen bu ayet çoğu tefsirlerde üç gün boyunca halkla konuşmamak veya üç gün oruç tutmak biçiminde yorumlanır. Şimdi yorumlardan hangisi olursa olsun, Kuran’ın hikmet dolu bir öğreti olduğuna inanıyorsak sormalıyız; Peki ama neden beş gün değil de üç gün? Bazı yaklaşımlarım varsa da, bilmiyorum ilmin yarısıdır ve işin doğrusu bu müteşabih ayetin anlamına henüz vakıf olamadım. Umarım Kuran okurlarından gelecek bilgilerle aydınlanır. Şimdilik klasik bir meali vermekle yetindim.)
42. Hani Meryem’e şöyle demişlerdi; Ey Meryem! El İlah seni seçti ve arındırıp eğitti.
43. Şu halde sen de Rabbine ibadet et, secdeye kapan, eğilenlerle beraber sen de eğil.
44. Ey Elçi, bunlar pek bilinmeyen haberlerdendir ve biz sana onları bildiriyoruz. Onlar Meryem’i kim himayesine alacak diye kura çekerken sen yanlarında değildin, çekişirken de yanlarında değildin.
45. Yine demişlerdi ki; Ey Meryem! El İlah sana kendinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa’dır, mesih’tir. Hem dünyada hem ahirette itibarlı, El İlah’ın kendisine yakın kıldıklarındandır.
46. O seçilmişlerden biri olacak ve hayatı boyunca herkese doğruları anlatacak.
( Bu ayet bazı tefsirlerde Haz. İsa’nın henüz beşikte bir bebekken konuştuğu biçiminde yorumlanıyorsa da, Peygamberin “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz” hadisi ile bakıldığında sadece sürekliliği anlatan bir deyimdir, hepsi o kadar.)
47. Meryem; Rabbim! dedi, bana erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? El İlah şöyle buyurdu; Bu böyledir, El İlah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince sadece Ol der, o da olur.
48. Ve devam ettiler; El İlah ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretecek.
49. O, insanoğluna bir elçi olacak ve şöyle diyecek; Size Rabbinizin gerçeklerini getirdim; Çamurdan bir kuşa üflerim ve El İlah’ın izni ile uçuverir. Yine El İlah’ın izni ile körlerin gözünü açar, ölüleri diriltirim. Yiyip içtiğinizin ve biriktirdiğinizin ne olduğunu haber veririm. Eğer akıllı kimseler iseniz, bunda sizin için dersler vardır.
( Bu ayetler bazı tefsirlerde bir mucize olarak takdim edilmek istense de, Maide suresinin 110. ayetinde işin gerçeği açıklanır. Üflenen nefes bilgidir ve gerçek şudur; İnsan çamurdan bir kuşa benzer ve doğru bilgi üflenirse yükselip uçar. Yine doğru bilgidir ki körlerin gözünü açar, yaşayan ölüleri diriltir. Ve Haz. İsa gibi gerçekleri bilen biri, insanların bugünkü yaptıklarından ahirete ne biriktirdiklerini de bilir.)
50. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve size sonradan haram edilen helalleri bildirmek için gönderildim. Size Rabbinizden gerçeği getirdim. O halde El İlah’tan korkun da bana inanın.
51. El İlah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise Ona kulluk edin. İşte bu doğru yoldur.
52. İsa onlardaki şüpheyi sezince; El İlah yolunda bana kim yardım eder, dedi. Havariler; El İlah’a inandık ve biz El İlah’ın yardımcılarıyız. Şahit ol ki biz teslim olanlardanız, dediler.
53. Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamberine uyduk, şimdi bizi şahitlerden yaz, dediler.
54. Sonra da İsa’ya tuzak kurdular, ama El İlah da onlara kurmuştu. Şüphesiz El İlah tuzak kuranların en iyisi, en iyi niyetlisidir.
55. El İlah buyurmuştu ki; Ey İsa elbette sen de ölecek ve her insan gibi bana döneceksin. Ama ben seni inkar edenlerden ayıracak, seni ve ve sana uyanları kıyamete kadar kafirlerden üstün tutacağım. Sonra hep birlikte bana döneceksiniz ve ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında ben hükmedeceğim.
56. İnkar edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım. Hiçbir yardımcıları da olmayacak.
57. İnanan iyilere gelince, El İlah onların mükafatlarını eksiksiz verecektir. El İlah zalimleri sevmez.
58. Ey Elçi, biz bu gerçekleri sana hikmet dolu Kuran’dan okuyoruz.
59. El İlah katında, İsa’nın durumu Âdem’e benzer. El İlah onu topraktan yarattı ve Ol dedi, artık O olur.
( Adem’le İsa’nın bu benzeyişleri ve ol emri hakkında daha geniş bilgi almak için, www.muritkefer.com / Meryem’in duruşması isimli bölüme bakabilirsiniz.)
60. Rabbinden gelen gerçektir, asla şüphen olmasın
61. Seninle bu konuda tartışanlara de ki; Eğer haklı olduğunuza eminseniz, gelin, çoluk çocuğumuz da dahil olmak üzere yalan söyleyene El İlah’tan lanet dileyelim.
62. Şüphesiz İsa hakkında bu söylediklerimiz gerçektir. El İlah’tan başka ilah yoktur. El İlah! evet, mutlak güç ve hikmet sahibi yalnızca Odur.
63. Eğer yine yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz El İlah yalancıları yakinen bilendir.
64. Ey Elçi de ki; Ey kitaplılar! Gelin aramızda müşterek olan tek gerçekte birleşelim. El İlah’tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım, El İlah’ı bırakıp da kullarını ilahlaştırmayalım. Eğer yine yüz çevirirlerse deyin ki; Şahit olun ki, biz El İlah’a teslim olanlardanız!
65. Ey kitap sahipleri! İbrahim’in hangi dinden olduğunu nerden bilip tartışıyorsunuz? Tevrat’ın da, İncil’in de ondan sonra indirildiğini düşünmüyor musunuz?
66. İşte siz böyle düşüncesiz kimselersiniz! Hadi bilgi sahibi olduğunuz bir konuda tartışın, fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda nasıl tartışırsınız? Oysa El İlah bilir, siz bilmezsiniz.
67. İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyandı. O El İlah’ı dosdoğru tanıyan bir Hanif idi, ortak koşanlardan da değildi.
68. İnsanların İbrahim’e en yakın olanları, vaktiyle ona uyanların yanı sıra işte şu Peygamber ve ona inananlardır. El İlah inananların dostudur.
69. Ehl-i kitaptan bazıları, ne yapıp edip sizi saptırmak istiyorlar. Oysa sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.
70. Ey kitap sahipleri! Bilip durduğunuz halde El İlah’ın gerçeklerini niçin inkar ediyorsunuz?
71. Ey kitap sahipleri! Neden gerçeğe yalan karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
72. Onlardan bazıları şöyle dediler; Onlara, sabah inandığınızı söyleyip akşam inkar edin. Belki şüpheye düşüp onlar da dönerler.
73. Ve dediler ki; Sizin dininizden değilse kimseye inanmayın. Ey Resul de ki; Tek doğru yol El İlah’ın yoludur. Yine onlar şöyle dediler; Sizin kitabınız gibi bir kitabın gelebileceğine ve onu çürütebileceğine asla inanmayın. De ki; Lütuf El İlah’ın elindedir ve onu dilediğine verir. El İlah’ın rahmeti geniştir, O her şeyi eksiksiz bilir.
74. El İlah rahmetini dilediğine verir. El İlah büyük ihsan sahibidir.
75. Onlardan öylesi var ki, kervan yükü mal emanet etsen koruyup noksansız iade eder. Fakat öylesi de var ki, emanet bıraktığın bir dinar bile olsa tepesinde dikilip durmadıkça iade etmez. Bu onların; Kitapsızlara yaptıklarımızdan bize günah yoktur, dedikleri içindir. El İlah adına bile bile yalan söylüyorlar.
76. Hayır, öyle değil! Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki El İlah sakınan doğruları sever.
77. El İlah’a verdikleri sözü ve yemini az bir dünyalığa karşılık satanlara gelince, işte onların ahirette bir payı yoktur. Diriliş günü El İlah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.
78. Onlardan bazısı, okuduklarını kutsal sanasınız diye türlü nağmeler çıkararak okurlar. Halbuki yaptıkları şarkı söylemekten başka birşey değildir. Söyledikleri El İlah katından olmadığı halde, bu El İlah katındandır, derler. Bile bile El İlah’a iftira ediyorlar.
79. El İlah’ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği bir insanın, bana kulluk edin demesi mümkün mü? Aksine şöyle der; Kitabın dediği gibi Rabbe bağlı kullar olunuz.
80. Melekleri ve peygamberleri de ilahlaştırmanızı istemez. Hiç kendisi de inandığı halde size inkarı tavsiye eder mi?
81. Hani El İlah peygamberlerden; Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra, verdiklerimi tasdik eden başka bir peygamber geldiğinde mutlaka ona da inanıp yardım edeceksiniz, diye söz almıştı. Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi dediğinde de kabul ettik cevabını vermişler, bunun üzerine El İlah; Şu halde şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.
82. Artık bundan sonra kim sözünden dönerse, ancak kendine döneklik etmiş olur.
83. Göklerde ve yerde ne varsa ve hepsi de ister istemez Onun emrinde olduğu halde, onlar El İlah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki kendileri dahil herşey Ona döndürülecektir.
84. De ki; Biz El İlah’a, bize verilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve oğullarına verilenlere, Musa’ya, İsa’ya ve diğer peygamberlere verilenlere inandık. Onları birbirinden ayırmayız. Biz Ona teslim olmuşuzdur.
85. Kim gerçeğe teslimiyetten başka bir din ararsa, bilsin ki asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır.
86. Açık bir bilgiyle inandıktan ve resulün gerçek olduğuna şahitlik ettikten sonra inkar eden bir kavme El İlah nasıl yardım eder? El İlah zalimleri doğru yola iletmez.
87. Onların cezası, El İlah’ın, meleklerin ve bütün insanlığın lanetine uğramaktır.
88. Azapları hafifletilmez ve yüzlerine bakılmaz bir halde lanete gömülüp gidecekler.
89. Ancak daha sonra pişman olup gerçeğe dönenler hariç! Çünkü El İlah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
90. İnkarı seçen ve da inkarda ileri gidenlerin tövbeleri ise asla kabul edilmeyecektir. Çünkü onlar zalimdiler.
91. İnkar edip kafir olarak ölenler var ya, gerçekten onların hiçbirinden hiçbir şey kabul edilmeyecektir. Onlar için korkunç bir azap vardır ve hiç yardımcıları da yoktur.
92. Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiye eremezsiniz, ve her ne harcarsanız El İlah onu eksiksiz bilir.
93. Tevrat’tan önce, Yakup’un haram kıldıkları dışında yiyeceğin her türlüsü İsrail oğullarına helaldi. De ki; Eğer inanmıyorsanız Tevrat’ı getirin de okuyalım.
94. Artık bundan sonra her kim El İlah’a karşı yalan uydurursa, işte onlar yalancı zalimlerdir.
95. De ki; El İlah gerçeği söyler. Şu halde, görünen gerçeğe yönelip İbrahim’in doğal dinine uyun. O, ortak koşanlardan değildi.
96. Hiç şüphe yok ki, insanlar için bir yardım ve yol gösterici olarak kurulan ilk mâbet Kabe’dir.
97. Orada gerçeği gösteren işaretler, ayrıca İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, El İlah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse bilmelidir ki, El İlah yarattıklarına muhtaç değildir.
( Kabe’ye girmek ve emniyette olmak demek, Kabe’nin sembolize ettiği anlamı bilmek demektir. İbrahim’in makamı ve hac hakkında bilgi almak için, www.muritkefer.com / Âdem’in boyu, Hac ve Son Melami, isimli bölümlere bakabilirsiniz.)
98. De ki; Ey kitap sahipleri! El İlah yaptıklarınızı görüp dururken El İlah’ın gerçeklerini nasıl inkar edersiniz?
99. De ki; Ey kitap sahipleri! Gerçeği bildiğiniz halde niçin El İlah’ın yolunu saptırmaya ve El İlah yolundan çevirmeye çalışıyorsunuz? El İlah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
100. Ey inananlar! Kitap sahiplerinden bazıları sizi yeniden inkara döndürmek isterler.
101. El İlah’ın gerçekleri okunup anlatılırken, üstelik Resulü de aranızda iken nasıl olur da inkara dönersiniz? Kim El İlah’a sarılırsa, işte o doğru yola iletilmiştir.
102. Ey inananlar! El İlah’tan gerektiği gibi korkun ve ancak Ona teslim olarak can verin.
103. Hep birlikte El İlah’ın uzattığı bu ipe sımsıkı yapışın, parçalanmayın. El İlah’ın size olan nimetini hatırlayın, hani birbirinize düşman idiniz de O gönüllerinizi birleştirmiş ve bu sayede kardeş olmuştunuz. Aslında siz bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de, sizi oradan O kurtarmıştı. El İlah size ayetlerini işte böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
104. Aranızda, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan kimseleri çoğaltın. Çünkü onlar kurtuluşa erenlerdir.
105. Gerçeği bilmelerine rağmen parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
106. Bazı yüzlerin ağardığı, bazı yüzlerin de karardığı gün yüzleri kararanlara; İnandığınızı zannederken kafir oldunuz öyle mi? Öyleyse çekin inkarınızın karşılığı olan azabı, denilir.
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar El İlah’ın rahmeti içindedirler ve orada ebedi kalacaklar.
108. İşte bunlar, El İlah’ın sana okuduğumuz gerçekleridir. El İlah hiçbir kuluna haksızlık etmek istemez.
109. Göklerde ve yerde ne varsa El İlah’ındır. İşler, dönüp dolaşıp El İlah’a varır.
110. Sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı topluluksunuz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve El İlah’a inanırsınız. Kitap sahipleri de böyle inansaydı, elbette bu kendileri için çok iyi olurdu. Gerçi içlerinde iman edenler de var ama, onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
111. Onlar size incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Onlara sonrasında da yardım edilmez.
112. Onlara El İlah’ın ipine sarılmadıkça veya birilerinin himayesine sığınmadıkça, nerede olurlarsa olsunlar zillet damgası vurulmuştur. El İlah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü El İlah’ın gerçeklerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu onların isyan etmiş ve haddi aşmış olmalarındandır.
( Ne garip tecellidir ki, geçmişte ehli kitabın düştüğü zillete aynı nedenlerle bugün Müslümanlar düşmüş durumdadır.)
113. Ama hepsi bir değildir. Kitap sahipleri içinde bazıları vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak El İlah’ın ayetlerini okurlar.
114. Onlar, El İlah’a ve diriliş gününe inanırlar. İyiliği emreder kötülüğe engel olmaya çalışırlar, hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardır.
115. Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. El İlah, gönülden yapanları çok iyi bilir.
116. İnkar edenler var ya, malları da evlatları da kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar da cehennemliklerdir ve orada ebedi kalacaklar.
117. Onların bu dünyada çalışıp kazandıklarının sonu, zalim bir kavmin ektiği ve kavurucu bir kuraklığın mahvettiği ekine benzer. El İlah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
118. Ey inananlar, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar sizi kötülüğe itmekten geri durmaz, sıkıntıya düşmenizi isterler. Düşmanlıkları konuşmalarından belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Düşünenler için işte ayetlerimizi açıklıyoruz.
119. Ama sizler öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları sever, bütün kitaplara inanırsınız. Onlarsa sizinleyken inandık der, siz yokken de hırslarından tırnaklarını yerler. Hırsınızdan çatlayın emi. Şüphesiz El İlah kalplerin içini bilmektedir.
120. Size gelen bir hayrı kıskanıp üzülür, başınıza gelen bir musibete de sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz El İlah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
121. Hani sen inananlara savaş düzeni aldırmak için sabah erkenden evinden ayrılmıştın ya! El İlah biliyor ki,
122. İşte o zaman içinizden iki gurup çözülmeye yüz tutmuştu. Halbuki El İlah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnızca El İlah’a dayanıp güvensinler.
123. Ant olsun ki, sayıca çok az olduğunuz halde El İlah size Bedir’de de yardım etmişti. Öyle ise El İlah’tan sakının ki Ona şükretmiş olasınız.
124. O zaman sen inananlara şöyle diyordun; Rabbinizin üç bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?
125. Evet, siz sabır gösterir ve El İlah’tan sakınırsanız, hemen şu anda üzerinize gelseler bile, Rabbiniz bu defa beş bin melekle size yardım eder.
126. El İlah bunu inanç gücünün bir öğretisi ve kalpleriniz onunla genişlesin diye böyle yaptı. Yoksa işin gerçeği şu ki, zafer yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi El İlah’tandır.
127. El İlah size kafirlerin kökünü kesip perişan etmek ve bozulmuş bir halde dönüp gitmeleri için yardım eder.
128. Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Ya tövbe ederler kabul eder, ya da ısrar ederler azap eder. Çünkü onlar zalimdirler.
129. Göklerde ve yerde ne varsa El İlah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Ama El İlah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
130. Ey iman edenler! Kat kat artırdığınız bir faiz kazancı yemeyin. El İlah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının!
132. El İlah’a ve Resulüne itaat edin ki kurtuluşa kavuşasınız.
133. Rabbinizin bağışına ve gönülden yapanlar için hazırlanmış olan sonsuz cennete koşun!
134. O gönülden yapanlar ki, bollukta da darlıkta da El İlah için harcar, öfkelerini yutar ve insanları affederler. El İlah güzel davranışta bulunanları sever.
135. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında El İlah’ı hatırlayıp hemen tövbe ederler. Zaten günahları El İlah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.
136. İşte onların mükafatı, bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Bunun için çalışanların mükafatı ne güzeldir!
137. Sizden önce nice milletler, nice kitaplar gelip geçmiştir. Bakın da, El İlah’ın ayetlerini yalan sayanların akıbeti ne olmuş bir görün!
138. Bu bütün insanlığa bir açıklama, sakınanlar için de bir yardım ve öğüttür.
139. Korkmayın ve gevşemeyin! Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.
140. Eğer bir acıya uğramışsanız, unutmayın ki karşıtlarınız da benzer bir acıya uğramış ya da uğrayacaktır. Biz o günleri insanlar arasında döndürür dururuz. Ta ki, El İlah inananları ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. El İlah zalimleri sevmez.
141. Bir de El İlah inananları temize çıkarmak, kafirleri perişan etmek ister.
142. Yoksa El İlah içinizden savaşanlarla sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sanmıştınız?
143. Hani yüz yüze gelmezden önce ölüm kolayınıza gelirdi ya, işte savaşta onu yaşadınız.
144. Önceki gelip geçenler gibi Muhammet sonuçta insan olan bir elçidir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, vazgeçip geriye mi döneceksiniz? Bilin ki hepiniz dönseniz bile yine El İlah’ın dilediği olur. Lakin El İlah şükredenleri bilmek ve mükafatlandırmak ister.
145. El İlah’ın izni olmadıkça hiç kimse ölmez, ecel vakti El İlah katında saklıdır. Kim dünyayı isterse onu, kim de ahireti isterse onu veririz. Şükredenleri mükafatlandıracağız.
146. Nice peygamberler vardı ki, yanındakilerle birlikte savaştılar da, El İlah yolunda başlarına gelenden dolayı zaaf göstermediler, boyun eğmediler. El İlah sabredenleri sever.
147. Onlar sadece şöyle diyorlardı; Ey Rabbimiz! Bilerek veya bilmeyerek yaptıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sağlam tut, kafirlere karşı bize yardım et!
148. El İlah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret nimetini verdi. El İlah, iyi davrananları sever.
149. Ey inananlar! Eğer kafirlere uyarsanız, sizi geriye döndürürler de hüsrana düşenlerden olursunuz.
150. Oysa sizin yardımcınız El İlah’tır ve O yardımcıların en hayırlısıdır.
151. El İlah hakkında ispatı olmayan şeyler söyledikleri ve Ona ortak koştukları için kafirlerin kalbine korku salacağız. Gidecekleri yer cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!
152. Gerçek şu ki, siz düşmanlarınızı bastırdığınızda El İlah size olan vadini yerine getirmişti. Ne var ki istediğinize kavuştuğunuzu zannettiğiniz bir anda emre karşı geldiniz de zayıf düştünüz. İçinizde dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de. Ama El İlah sizi onlardan korudu ve sizi bağışladı. Zaten El İlah müminlere karşı çok lütufkârdır.
153. O gün Peygamber arkanızdan çağırdığı halde siz savaş alanından arkanıza bile dönüp bakmadan hızla kaçıyordunuz. El İlah size bu büyük kederi yaşattı ki, bundan sonra kaybettiklerinize ve başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. El İlah yaptıklarınızdan haberdardır.
154. Sonra o kederin arkasından, bazılarınıza neredeyse uyku hâline benzer bir sakinlik verdi. O sırada kendi canının derdine düşen bazıları eskisi gibi şüpheye düşmüş, bu işten bize ne diyorlardı. De ki; Emir El İlah’ındır. Onlar sana söyleyemediklerini içlerinde gizliyor; Bu işte bir hayır olsaydı burada öldürülmezdik, diyorlar. De ki; Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, eceli yetenler ölecekleri yere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. El İlah böyle yaptı ki, niyetlerinizi ve kalplerinizi temizlesin. El İlah içinizdekileri bilir.
155. İki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri bazı hataları yüzünden şeytan kaydırmıştı. Yine de El İlah onları affetti. Çünkü El İlah, çok hoş görü sahibi ve bağışlayıcıdır.
156. Savaştan geri kalanlar giden kardeşleri hakkında; Eğer bizimle kalsalardı öldürülmezlerdi, dediler. Siz öyle söylemeyin, El İlah bu sözü ölen yakınlarına bir hasret olarak onların gönlüne geri koydu. Canı veren de alan da El İlah’tır. El İlah, yaptıklarınızı görür.
157. Eğer El İlah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki El İlah’ın yardım ve bağışlaması onların bütün topladıklarından daha hayırlıdır.
158. Ant olsun ki ölseniz de öldürülseniz de, El İlah’ın huzurunda toplanacaksınız.
159. Ey Elçi, El İlah’tan gelen bir rahmet ile sen onlara yumuşak davrandın! Şayet kaba ve taş yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet ve El İlah’ın da bağışlaması için dua et, dünya işleri hakkında onlara danış. Karar verdiğin zaman da, artık El İlah’a dayanıp güven. Çünkü El İlah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.
160. El İlah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakırsa sonra size kim yardım eder? İnananlar ancak El İlah’a güvenip dayansınlar.
161. Emanete hıyanet bir peygambere yaraşmaz. Kim emanete hıyanet ederse, kıyamet günü hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese kazandığı eksiksiz verilir.
( Hadisler, emanetin bilinen anlamı yanında iki anlamı daha olduğunu söyler. Bunlardan biri din bilgisi, diğeri devlet malıdır.)
162. El İlah’ın hoşnutluğunu kazananla, hışmına uğrayan bir olur mu? İkincisinin yeri cehennemdir, ne kötü bir son!
163. Onlar El İlah katında derece derecedirler. El İlah onların yaptıklarını görmektedir.
164. Ant olsun ki, kendilerine El İlah’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden temizleyen, kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle El İlah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar daha önce apaçık bir yanılgı içinde idiler.
165. Hasmınızın başına iki katını getirdiğiniz bir musibet kendi başınıza geldiğinde, neden böyle oldu diye şaşırdınız öyle mi? De ki; O kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz El İlah’ın her şeye gücü yeter.
166. İki kuvvetin karşılaştığı gün başınıza gelenler, El İlah’ın inananları sınayıp seçmesi,
167. Ve inananları ikiyüzlülerden ayırması içindi. Onlara; Gelin El İlah yolunda çarpışın ya da geride yardım edin denildiği zaman, harp etmeyi bilseydik elbette sizinle gelirdik, dediler. Onlar o gün, imandan çok kafirliğe yakın idiler. Ağızları kalplerinde olmayanı söylüyor, halbuki El İlah onların gizlediklerini iyi bilir.
168. Ey Elçi! Evlerinde oturup da, savaşan arkadaşları için; Bize uysalardı öldürülmezlerdi, diyenlere; Madem öyle ölümden kaçıp kurtulun bakalım, de.
169. El İlah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Onlar Rablerinin katında diridirler ve ödülleri de Rablerinin katındadır.
( Rabbi katında diri olmak, insanların hatırasında hayırla anılmak demektir. Tıpkı Haz. İsa’nın Rab katına yükseldiği gibi. Ölenlerin diri olması hakkında bilgi almak için, www.muritkefer.com / Gökyüzünde İsa ile, isimli bölüme bakabilirsiniz.)
170. Şehitlik mertebesinin verdiği sevinçle, arkada kalan kardeşlerine şu güzel haberi gönderiyorlar; Şehitler için korku ve keder yoktur,
171. Ve El İlah inananların yaptıkları fedakarlıkları unutmayacaktır.
172. Yaralı olmasına rağmen El İlah’ın ve Peygamberinin çağrısına koşanlara, hele bir de iyilik yapan takva sahibi kimseler iseler pek büyük bir mükafat vardır.
173. Birileri müminlere; Düşman size karşı hazırlık yapıyor, aman sakının dediklerinde, bu onları telaşa sürüklemedi. El İlah bize yeter, O ne güzel vekildir dediler.
174. Ve onlar gittikleri yerden, El İlah’ın yardımıyla burunları bile kanamadan başları dik geri döndüler. Onlar böylece El İlah’ın rızasına uymuş oldular. El İlah büyük kerem sahibidir.
175. Şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Eğer inanıyorsanız onlardan korkmayın, benden korkun.
176. Ey Elçi, inkarda yarışanlar seni endişelendirmesin, onlar El İlah’a zarar veremezler. Zaten El İlah da onlara ahiretten bir nasip vermek istemiyor, onlar için çok büyük bir azap vardır.
177. Şurası muhakkak ki, inanç yerine inkarı seçenler El İlah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
178. İnkar edenler sanmasınlar ki kendilerine mühlet vermemiz onlar için hayırlıdır! Onlara yalnızca günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179. El İlah inananları hep şu karışıklıkta bırakacak değildir, önünde sonunda kirliyi temizden ayıracaktır. Ancak daha sonrasını El İlah bilir, bir de elçilerinden dileyip seçtiği. Şu halde El İlah’a ve peygamberlerine inanın. Eğer iman eder ve sakınırsanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.
180. El İlah’ın kendilerine verdiklerini hayra harcamakta cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki sakladıkları şey kendilerine yarayacaktır, aksine onlara kalmayacaktır. Ayrıca, o sakladıkları şeyler kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin bile kendisine kalacağı tek vâris El İlah’tır. El İlah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
181. El İlah fakir, biz zenginiz, diyenlerin sözünü ant olsun ki El İlah işitmiştir. Onların bu dediklerini, peygamberleri öldürmeleri ile birlikte yazacağız ve diyeceğiz ki; Tadın o yakıcı azabı!
182. Bu, dünyada yaptıklarınızın karşılığıdır. Yoksa El İlah kullarına zulmetmez.
183. El İlah bize, kurbanımızın gökten inen ateşle yanıp kor olacağı bir mucize getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti, diyenlere şöyle de; Size benden önce mucizelerle, özellikle de o dediğiniz mucize ile nice peygamberler gelmişti. Madem inanıyordunuz, ya onları niçin öldürdünüz?
184. Ey Elçi, seni yalancılıkla itham etmelerine üzülme. Kitap ve apaçık bilgi getiren nice geçmiş peygamber de yalancılıkla itham edilmişti.
185. Her canlı ölümü tadacaktır ve kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı eksiksiz verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa, o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, hoş bir aldatmacadan başka bir şey değildir.
186. Ant olsun, mallarınız ve canlarınızla imtihana çekileceksiniz. Gerek kitap sahiplerinden, gerekse diğerlerinden incitici birçok sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve El İlah’a karşı gelmekten sakınırsanız, muhakkak ki bu en doğrusudur.
187. El İlah kendilerine kitap verilenlerden; Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz, diye söz almıştı. Oysa onlar bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış veriş ne kadar kötü!
188. Sanma ki yaptıkları ile sevinen, yapmadıkları ile övünenler azaptan kurtulacaklar, onlar için elem verici bir azap vardır.
189. Göklerin ve yerin hükümranlığı El İlah’ındır. El İlah’ın her şeye gücü yeter.
190. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde, anlayış sahibi kimseler için gerçekten açık ibretler vardır.
191. Onlar, yürürken de, otururken de, yatarken de, her vakit El İlah’ı anar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünür ve şöyle derler; Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen yücesin, bizi cehennem azabından koru!
192. Ey Rabbimiz! Doğrusu sen kimi cehenneme koyarsan, o rezil olmuş demektir. O gün zalimlere yardım eden de yoktur.
193. Ey Rabbimiz! Biz, Rabbinize inanın diye çağıran bir davetçiyi işittik de hemen icabet ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizi sevdiğin kulların arasına al.
194. Rabbimiz! Bize peygamberlerinle vaat ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil etme. Şüphesiz sen vaadinden dönmezsin!
195. Bunun üzerine Rableri onların dualarını kabul etti. Dedi ki; Erkek olsun, kadın olsun, hayra çalışan hiç kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki hicret ettiler, yurtlarından kovuldular, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar, öldürüldüler. Ant olsun ki ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinde her şeyin su gibi aktığı cennetlere koyacağım. Bu mükafat El İlah tarafındandır ve mükafatların en güzeli Onun katındadır.
196. İnkar edenlerin kervanlarla diyar diyar dolaşıp zenginleşmesi sakın seni aldatmasın!
197. Küçük bir menfaatten sonra varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir sondur!
198. Fakat El İlah tarafından bir ikram olarak, Rablerine karşı gelmekten sakınanlara içinde her şeyin su gibi aktığı ve içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Şüphe yok ki bilenler için El İlah katındaki bu ödül daha hayırlıdır.
199. Eski kitaplara inananlardan da öyleleri var ki, hem El İlah’a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle inanır, El İlah anılınca içleri ürperir ve El İlah’ın ayetlerini birkaç paraya satmazlar. İşte onlar için de Rableri katında mükafat vardır. Şüphesiz El İlah hesabı çabuk görendir.
200. Ey inananlar! Sabredin, direnin, hazırlıklı olun ve El İlah’tan korkun ki, kurtuluşa erebilesiniz.